1 Şubat tarihine dikkat...

2010-02-11 10:34:00

1 Şubat tarihine dikkat... 1 Şubat tarihinde güneş tutulması ya da olağanüstü bir olay yaşanmayacak; ancak dünyada çok nadir olarak görülen bir matematik olayı bu tarihte görülecek. İşte 1 Şubat tarihinin sırrı... ABD’de bulunan Portland Üniversitesi’nde Elektrik Mühendisliği profesörü olan ve yıllardır kendi alanında önemli çalışmalarda bulunan Türk bilim insanı Aziz İnan, sayıları çok seviyor ve sayılar üzerinde sayısız çalışması bulunuyor. Bulduğu vakitlerde sayılar üzerinde araştırmalar yapan İnan, ay/gün/yıl tarih yazılımı sistemi üzerindeki çalışmalarıyla ABD’de büyük ses getirdi. Başta USA Today ve Los Angeles Times olmak üzere ABD’nin önde gelen gazetelerinde makaleleri yayınlanan İnan, Palindrom olarak da bilinen tarih yazılımı sistemi üzerinde uzun yıllardır çalışıyor. Palindrom nedir? Sayı ve harflerin tersten okunuşu da aynı olan cümle, kelime veya sayılara denir. Örneğin 323, 6336, 7895987 veya Kak, Kaçak, İki palindrom sistemine örnek olarak gösterilebilir. 1 Şubat tarihi neden önemli Palindrom sistemine göre bakıldığında 1 Şubat tarihini gün/ay/yıl sistemiyle yazdığımızda 01.02.2010 tarihine ulaşıyoruz. Bu rakamları bir araya getirdiğimize 01022010 sayısına ulaşıyoruz ki dikkat edeceğiniz üzere rakamlar tersten bakıldığında da aynı değeri veriyor. İşin ilginç yanı aa/gg/yy sistemini kullanan (ay önce, gün sonra) Kanada ve ABD’yi hesaba katmazsak tüm dünyada tercih edilen tarih sisteminde (gg/aa/yy) rakamların bu yansıma olayı oldukça nadir olarak görülüyor. Örneğin bir önceki Palindrom günü 10 Şubat 2001 tarihinde (10.02.2001 / 10022001) görülmüştü. Ve işin daha da ilginç yanı, 10 Şubat 2001 tari... Devamı

Yeni Teknolojiye İlk Adım: Biyoduvar>>Hiç bozulmayan bir b

2007-07-31 14:29:00

Yeni Teknolojiye İlk Adım: Biyoduvar Hiç bozulmayan bir bilgisayar ister miydiniz? Ya da satın aldığınız bir aletin kendi kendini yenilemesinii ve bozukluklarını tamir etmesini? Peki bir canlı gibi tepki verebilen araçların olabileceğini hiç düşündünüüz mü? Bilim adamları doğayı taklit ederek bu teknolojiyi ortaya koydular. Kendi kendini tamir eden teknik aletler, hiç bozulmayan bilgisayarlar... Bunlar çok yakın bir zamana kadar günümüz teknolojisiyle gerçekleşmesi çok zor gibi görünen ve sadece bilim kurgu filmlerine konu olabilecek türden istekler diye düşünülüyordu. Fakat geçtiğimiz günlerde İsviçre'de ziyaretçilerin ilgisine sunulan bir “duvar” bu isteklerin gelecekte gerçekleşebileceğini bizlere gösteriyor. İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan Lozan Politeknik okulunda sergilenen 6 metrekare büyüklüğündeki bu biyo-duvar 3 bin şeffaf elektronik modülün biraraya gelmesiyle oluşturulmuş. Prof. Daniel Mange’nin liderliğini yaptığı LSL firmasının araştırmacıları bu duvarı dizayn ederken canlı hücrelerini örnek almışlar. Bir canlı, organizmasındaki her hücre içinde kendisine ait her türlü genetik bilgiyi bulunduruyor. Örneğin bir göz hücresinin DNA’sında sadece göze ait bilgi değil, o canlının tüm özelliklerine ait bilgiler de bulunuyor. İşte bu “biyo-duvar” da benzer prensibi kendisine temel edinmiş. Biyo-duvarı oluşturan her hücre yani modül bütün mekanizmadaki her parçanın bilgisini içeriyor. Bu yüzden geleneksel bilgisayardan farklı olarak biyo-duvarda merkezi bir beyne de ihtiyaç yok. Birçok işleve sahip olabilen duvar, bir saat olarak da kullanılabiliyor. Örneğin kronometreyi gösteren duvarın yüzeyine dışarıdan müdahaleyle, mesela parmakla bastırarak modüllerden birkaçına zarar verip devre dışı bıraktığınızda, duvar tıpkı bir canlı gibi hemen tepki veriyor ve hayatta kalmak için elektronik devrelerini yeniden düzenliyor. Hasar görmüş modüller komşu modüllere kendi işlevlerini devralmaları için uyarı yaparak, saya... Devamı

niçin gülüyoruz?

2007-02-06 14:11:00

Niçin gülüyoruz? Böyle de soru mu olur, tabii ki fıkralara, komik laflara ve olaylara gülüyoruz diyebilirsiniz. Ama araştırmalar olayın bu kadar basit olmadığını gösteriyor. Tabii sizler de haklı olabilirsiniz. Gülmek araştırmacılar tarafından yıllarca araştırıldığı kadar karmaşık olmayıp, ilkel atalarımızdan kalan, çevremize uyum ve sosyal hayatı paylaşmakla ilgili bir davranış biçimi de olabilir. Bebekler doğar doğmaz içgüdüsel olarak ağlarlar ama ancak dört hafta sonra gülmeye başlarlar. Anne ve babanın bundan mutluluk duyduğunu hissettikçe bebeklerin gülmeleri fazlalaşır. Gülmek bir çeşit dışa vurum gibidir. Gülerken kalp atışı hızlanır, derin nefes alınır, beyin tarafından "endorfin" denilen kimyasallar salgılanır. Endorfin ise vücudumuzda gerginliği, ağrıyı azaltır. Gülmek de üzüntü veya öfke gibi bir boşalma yoludur, ancak bunun niçin böyle olduğu tam olarak bilinmiyor. Şüphesiz hepimiz güldükten sonra kendimizi daha iyi hissediyoruz. Gülerken bedendeki gerginlik, kaslardaki denetimin yitirildiği noktaya kadar azaldığından, sandalyeden düşebiliyoruz veya bir çok olayda kendimizi tutamıyoruz. Gülmek sosyal ilişkilerde mutluluğu paylaşmak gibi görülebilir ama her zaman mutluluk ifadesi değildir. Hepimiz patronumuzun yaptığı bir şakaya (pek komik olmasa bile) gülme eğilimindeyizdir. Yani güç, karşısında daima tebessüm eden yüzler görür. Çok yüksek sesle gülmek, gelebilecek tehlikelere karşı sinirsel bir reaksiyon da olabilir. İki insan arasındaki bir mücadelede, bir oyunda güçlü olan zayıfı ezerken de gülebilir. Yani gülmek, gücün ve saldırganlığın bir göstergesi de olabilir. Gülerken insanın yüz ifadesinden mutlu olduğunu herkes anlar ama o yüz ifadesi ile arkasında yatan duygular arasındaki ilişkiyi psikologlar bile hala tam olarak izah edemiyorlar. Hala bir müsabakayı kazanıp mutluluktan gülmesi gerekenlerin niçin gözyaşları içinde ağladıklarının, ağlaması gereken bir yerde bir insanın yine gözyaşları içinde kahkahalarla niçin güldüğünün sebebi anlaşılmış değ... Devamı

HİPOKRAT & HİPOKRAT ANDI

2007-02-06 13:45:00

HİPOKRAT & HİPOKRAT ANDI Günümüzde tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat (Hippocrates) İsa’dan önce 460 yılında bugün Yunanistan’a bağlı olan Kos adasında doğmuştur. Kendisi hekim Heraklides’in oğludur. Yaşadığı dönem san’atçı ve entellektüellerin ilk kez gerçeği aradıkları zamanlar olan Yunan döneminin altın çağıdır. Yaşadığı dönemdeki inanışın aksine hastalıkların tanrıların gazabından kaynaklandığına inanmamış, her hastalığının fiziksel ve gerçekçi bir açıklaması olduğunu düşünmüştür… 2400 yıldan beri mesleğe adım atan tüm hekimlerin değişik şekillerini okuduğu Hipokrat Yemini; sanılanın aksine Hipokrat’ın bizzat kendisi tarafından değil, büyük olasılıkla oğlu veya öğrencilerinden biri tarafından İsa’dan önce 5. yüzyılda yazıya dökülmüştür.   HİPOKRAT ANDI   Hekimlik hocamı ana babamla bir tutacak, tüm varlığımı onunla paylaşacak ve gerektiğinde yardımına koşacağım; çocuklarını kardeşlerim gibi sevecek, isterlerse hekimliği onlara karşılıksız öğreteceğim. Hekimlik kurallarını, oğullarım, hocamın oğulları ve tıp yasasına göre yemin etmiş ve söz vermiş öğrencilerden başka kimseye öğretmeyeceğim. Hastaların tedavisini, bütün güç ve düşüncemle onların yararına ayarlayacağım, her türlü kötülük ve haksızlıktan kaçınacağım. Benden, istense bile, hiç kimseye zehir vermeyeceğim ya da böyle bir telkinde bulunmayacağım; aynı biçimde hiç bir kadına çocuk düşürten bir alet vermeyeceğim. Yaşamımı namus ve dürüstlük içinde geçirecek, mesleğimi bu yönde uygulayacağım. Taş sancısı çekseler bile, hiç kimseye mesane ameliyatı yapmayacak, bunu söz konusu işle uğraşanlara bırakacağım. Girdiğim her eve yalnızca hastaların yararı için gireceğim; bile bile yapılan ve bozucu nitelikte olan her türlü kötülük ve ahlâksızlıktan uzak duracağım; özellikle, özgür olsun köle olsun, kadınları ve erkek çocukları aldatmaktan kaçınacağım. Mesleğimi yerine getirirken veya başka zamanlarda, toplum arasında gördüğüm... Devamı

EINSTEIN

2007-02-06 00:19:00

DÜNYANIN EN ZEKİ ADAMI ! > Bir universite profesoru ogrencilerine su soruyusorar;> -'Var olan herseyi Tanrimi yaratti?'> Cesur bir ogrenci ayaga kalkar ve yanitlar.> -'Evet herseyi Tanri yaratti!'> Profesor sorusunu yineler ve ogrenci yine 'evetefendim ' diyeyanitlar. Profesor devam eder;> -'Eger herseyi yaratan Tanri ise ve seytan varolduguna gore seytanida Tanriyaratmis olur ve calismalarimizda uyguladigimiz'Kesinlestirme' prensibinegore de Tanri seytandir.Ogrenci boyle bir onermekarsisinda sasirir veyerine oturur.Profesor ise ogrencilerine bir kez dahaTanri'nin icindekikaderin bir efsane oldugunu kanitlamaktan oturuoldukca mutludur.Bu aradabir ogrenci ayaga kalkar ve> -Bir soru sorabilirmiyim profesor? der.Profesordesorabileceginisoyler. Ogrenci ayaga kalkar ve 'Soguk varmidir? diyesorar.> Profesor;> -'Nasil bir soru bu boyle,tabiki vardir ' diyeyanitlar. 'Sen hicsoguktanusumedinmi?'> Ogrenci ;> -'Aslinda, fizik yasalarina gore soguk yoktur.yasamda/realitede bizsogugusicakligin yoklugu olarak dusunuruz.Herkes veyanesneler o enerji oradaysaveya bir sekilde enerji iletiyorsa onudeneyimler.Ornegin,Absolute 0 (-460derece F) sicakligin kesin yoklugudur (hic olmadigiseviyedir).Tummaddelerin bu seviyede reaksiyon verme ozellikleribozulur vedegisir.Soguk yoktur,o yalnizca sicakligin yoklugundaduyumsadiklarimizitarif etmek icin yarattigimiz bir kelimedir' der vedevam eder,> - Profesor, karanlik varmidir? profesor ;> -'Tabiki vardir'. Ogrenci yanitlar,> -'Korkarim gene yaniliyorsunuzefendim.Cunku,Karanlik tayoktur.Yasamda/realitedekaranlik isigin yoklugudur.Biz isik uzerindecalisabiliriz ama karanligicalisamayiz.Gercekte,biz Newton'un prizmasinikullanarak beyaz isigi kirarve renklerin cesitli dalga uzunluklari uzerindecalisabiliriz.Amakaranligi olcemeyiz.Bir basit isik isini karanlik birmekani aydinlatarakkaranligi kirmis olur yani karanligi gecersi... Devamı

pi

2007-02-06 11:45:00

"pi Sayısı" Kısaca bir dairenin çevresinin çapına oranı, pi sayısını verir. İnsanoğlu, aslında çok önemli vazifeleri olan bu sayı üzerinde çok düşünmüştür. Yıllarca tam olarak bir değer bulamamakla beraber, gerçek değerine en yakın sonuçları kullanabilmek için çaba sarfetmişlerdir. pi' nin kronolojik gelişimine baktığımızda günümüzde dahi tam bir sonuç bulunamamıştır. Çeşitli formüller üretilmesine rağmen sadece her seferinde gerçek değere biraz daha yaklaşılmıştır. Arşimet 3.1/7 ile 3.10/71 arasında bir sayı olarak hesapladı. Mısırlılar 3.1605, Babilliler 3.1/8, Batlamyus 3.14166 olarak kullandı. İtalyan Lazzarini 3.1415929, Fibonacci ise 3.141818 ile işlem yapıyordu. 18.yyda 140, 19yyda 500 basamağa kadar hesaplandı. Devamı

ucuz sigara
TOPlist